Eğitim-Bir-Sen olarak beklentimiz, 2026-2027 eğitim öğretim yılının, eğitimin ve eğitim çalışanlarının sorunlarının yalnızca okulun ilk günü konuşulup ardından unutulmadığı; kalıcı çözümlerin hayata geçirildiği, ülkemizi geleceğe güven ve refah içinde taşıyacak nitelikli ve verimli bir eğitim öğretim yılı olmasıdır.
Bu anlayışla yeni eğitim öğretim yılının eğitim çalışanlarımıza, öğrencilerimize, velilerimize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor; sorunların kalıcı çözüme kavuşturulmasını, güçlü ve büyük Türkiye idealine ulaşmamızı sağlayacak eğitim politikalarının geliştirilmesini ve uygulanmasını bekliyoruz.
PISA 2025’te elde edilen başarı, eğitime yapılan yatırımların ve öğretmenlerin emek ve fedakârlığının bir sonucudur
Yeni döneme umutla bakmamızı sağlayan gelişmelerin başında PISA 2025 sonuçları gelmektedir. Türkiye’nin fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik alanlarında ortaya koyduğu başarı, son yıllarda eğitime yapılan yatırımlar kadar öğretmenlerin emeğinin, gayretinin ve fedakârlığının da bir sonucudur. PISA 2025’te elde edilen bu başarıda büyük pay sahibi olan öğretmenlerimizi takdir ediyor, ortaya koydukları emek ve özveri için kendilerine teşekkür ediyoruz.
Bu memnuniyet verici tabloya rağmen PISA 2025 sonuçları, bölgeler ve okul türleri arasındaki başarı farklarının arttığını da göstermekte ve eğitimde eşitsizliğin giderilmesi adına daha atılması gereken çok sayıda adımın varlığını ortaya koymaktadır.
PIKTES istihdamı mülakat mağduru öğretmenler için önemli bir çözüm adımı oldu
Mülakat mağduru öğretmenlerin atama taleplerinin karşılanması ve mağduriyetlerinin PIKTES öğretmen alımı süreci üzerinden üretilen çözümle gideren Millî Eğitim Bakanlığı takdiri hak etmektedir. Yine iller arası mazerete bağlı yer değişikliğinde ikinci bir hak tanınması ve 2023’te atanan sözleşmeli öğretmenlere yer değişikliği imkânı verilmesi de eğitim çalışanlarının beklentilerine karşılık veren, yerinde bir adım olmuştur. Ancak öğretmen açığı, öğretmen istihdamının bölgeler arası dengesiz dağılımı, iş güvencesiz ücretli öğretmen istihdamı, çalışma barışını ve iş motivasyonunu bozan sözleşmeli öğretmenlik, yer değişikliği taleplerinin karşılanamaması, kariyer basamaklarına esas hizmet süresi tespitindeki eksiklikler, ek ders ücretlerinin yetersizliği, okul yöneticiliğinin kariyer mesleği yerine ikincil görev olarak yürütülmeye çalışılması, gittikçe büyüyen norm kadro fazlası personel sorunu, norm kadro fazlası personelin sürekli yer değişikliğine tabi tutulması, okulların güvenlik görevlisi, yardımcı personel ve bütçe sorunu ile şiddet gibi konularda beklentileri karşılayan adımlar hâlâ atılmış değildir.
Görüldüğü üzere, eğitimde vakit kaybına tahammülü olmayan ve yapılması gereken çok iş, çözüme kavuşturulmayı bekleyen onlarca sorun bulunmaktadır. Bu sorunların ertelenmeden çözülmesi, öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının işlerinin başına motivasyonu yüksek ve çalışma şartları iyileştirilmiş şekilde gitmelerini sağlayacak adımların atılması, ülkemizin geleceği için olmazsa olmazdır.
Yetkililer, eğitim çalışanlarının beklentilerini karşılamalı ve çalışma şartlarını iyileştirecek politikaları hayata geçirme gayretinde olmalıdır.
Yeni eğitim öğretim döneminde, eğitim çalışanlarının sorunlarının çözümünün aynı zamanda eğitimin sorunlarının çözümü olduğu gerçeğinden hareketle sorunlara çözüm üreten kalıcı ve kararlı adımlar üretilmesi çağrısında bulunuyoruz.
Eylem kararı almamıza neden olan zorlama ve dayatmalardan vazgeçilmelidir
Sendika olarak, yeni eğitim öğretim yılında, eğitim çalışanlarının kamu hizmetinin saygınlığına ve devlet memuru vakarına uygun olmak kaydıyla kendi belirleyecekleri kılık kıyafetle görevlerini yerine getirmelerine yönelik eylem kararı yeniledik. Bununla birlikte, eğitim çalışanlarının proje görevi, ev, kurum ziyareti, öğrenci, veli ziyareti, öğrenci koçluğu, adli kurumlarda icap görevi, sosyal çalışmacı görevlendirmeleri, servis kontrolü, okul dışı nöbet görevi gibi ücreti ödenmeyen ve öğretmenlik mesleğinin görev tanımında bulunmayan çalışmalara ancak gönüllülük esasına göre istemeleri hâlinde katılmalarına; nöbet görevinin haftada bir gün yerine getirilmesine, ücreti ödenmeyen ikinci nöbet görevinin yerine getirilmemesine ilişkin eylem kararlarımız da sürmektedir.
Hafta içi mesai saatleri sonrasında ve hafta sonları katılımın zorunlu tutulduğu kurs, seminer, çalıştay, toplantı, gezi, tören, program ve benzeri nitelikteki mesleki çalışmalara katılmama; ‘Öğrenci Gelişim Raporları’nı ortaokul ve liselerde gönüllülük esasına göre istemeleri hâlinde gerçekleştirmelerine ilişkin eylem kararlarımız da yeni eğitim öğretim döneminde devam etmektedir.
Bakanlık, öğretmenlik mesleğinin bir parçası olmayan ve yasal dayanakları bulunmayan bu sorun alanlarına zorlama ve dayatmalarla değil, yapıcı, sürdürülebilir, kapsayıcı ve kabul edilebilir çözüm önerileriyle yaklaşmalıdır.
“4+4+4” zorunlu eğitim sistemi tüm yönleriyle Millî Eğitim Şûrası’nda ele alınmalıdır
Eğitim-Bir-Sen olarak gerçekleştirdiğimiz Türkiye’de Zorunlu Eğitim Sistemi’ne Yönelik Saha Araştırması, zorunlu eğitim sisteminin son 4 yılının yeniden ele alınmasına ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Zorunlu eğitim süresi, toplumun beklentileri ve hayatın gerçekleriyle uyumlu hâle getirilmeli; esnek ve modüler yapıya sahip ortaöğretim modelleri üzerine çalışmalar yapılmalıdır. Bu alanda atılacak her adım, geliştirilen politikalar ve uygulanacak planlar, eğitimin paydaşlarıyla ve toplumun geniş kesimini içine alacak şekilde çok boyutlu, mağduriyet üretmeyecek, hak kayıplarına neden olmayacak, kuşatıcı ve kapsayıcı olacak şekilde tasarlanmalıdır.
Bu çerçevede, “4+4+4”zorunlu eğitim sistemini ve değişiklik taleplerini ele alacak özel bir Millî Eğitim Şûrası toplanmalıdır.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin aksayan yönleri tespit edilerek sorun alanları giderilmelidir
Öğrencilerin bütüncül gelişimine özel önem veren bir anlayışı yansıtan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kavramsal becerileri, eğilimleri, alan becerilerini, sosyal-duygusal öğrenme becerilerini Erdem-Değer-Eylem modeli üzerinden ele almasıyla geçmiş müfredattan bir kopuş kadar milletin değerleri ve toplumun beklentileriyle barışık geleceğe dönük bir müfredat anlayışını temsil etmektedir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin uygulama sürecinde karşılaşabilecek zorlukların giderilmesi için müfredatın yapısal bileşenlerinde de bazı sadeleştirmelerin yapılması gerekmektedir. Bu müdahaleler, öğretmenlerin ve öğrencilerin modeli daha etkin bir şekilde benimsemesini ve uygulamasını sağlayacaktır. Ancak bu modelin sürdürülebilirliği ve arzu edilen hedeflerin gerçekleştirilebilmesi, öğretmenlerin sürekli desteklenmesine, hizmet içi eğitimin yaygınlaşmasına ve kapsayıcılığının artmasına, öğretmene yardımcı araçların geliştirilmesine bağlıdır.
Eğitim çalışanlarının ücretlerindeki kayıplar ivedilikle telafi edilmelidir
Enflasyonist ortamın alım gücünü düşürdüğü, ekonomik toparlanma ve gelişmenin sabit gelirlilerin cebine yansımadığı süreç, eğitim çalışanlarının ve kamu görevlilerinin hayat şartlarını ağırlaştırmaktadır. Eğitim çalışanlarının ve kamu görevlilerinin alım gücündeki erimeyi telafi edecek gerçek bir iyileştirme ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Yeni eğitim öğretim yılının başlaması vesilesiyle bir defa daha çağrıda bulunuyoruz: Öğretmenin, eğitim çalışanlarının, memurun ve emeklinin enflasyon yükü, seyyanen zamla giderilmelidir. Enflasyon beklentisi, artan enflasyona göre güncelleniyorsa maaş ve ücretler de güncellenmeli, kayıplar telafi edilmelidir.
Orta Vadeli Program’da (OVP) planların şaştığı, yeniden revize edildiği bir dönemde eğitim çalışanlarının ücretleri de revize edilmeli, aile dostu vergi politikaları hayata geçirilmeli, gelir vergisi memurlar için yüzde 15’e sabitlenmeli; ilave olarak evliler için yüzde 2,5, her çocuk için yüzde 2,5 düşürülerek, 3 çocuk olduğunda gelir vergisi toplam 10 puan aşağı çekilmelidir.
Şiddetin iş güvenliği sorununa dönüşmemesi için ilgili kurumlar arası iş birliği ve koordinasyon sağlanmalıdır
Okullarda giderek artan şiddet, münferit olaylar olmaktan çıkmış, doğrudan bir iş güvenliği sorunu hâline gelmiştir. Eğitim çalışanlarına yönelik her saldırı, geleceğimizi karartmakta, eğitim ortamını zehirlemekte ve toplumsal huzuru tehdit etmektedir. Bu nedenle eğitimde şiddet, üzerine kararlılıkla gidilmesi ve etkili, önleyici ve caydırıcı tedbirlere başvurulması gereken bir sorun olarak ele alınmalıdır.
Ülkemizin ve insanımızın selameti için bu mesele bütün yönleriyle ele alınmalı, alınan mevcut önlemler gözden geçirilmelidir. Eğitim hakkını korumak, eğitim ortamında güvenliği ve huzuru sağlamak için öğrenci disiplin yönetmeliği daha fazla zaman kaybedilmeden yenilenmelidir.
Hiyerarşik ve ötekileştirici yapılar üreten dijital ve sanal medya platformlarının çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde araştırılmalı; ‘oyun’ adı altındaki bu sinsi platformlarla etkin mücadele yürütülmelidir. Çocukları ve gençleri şiddete özendiren ve ahlaki yozlaşmaya sebep olan sosyal medya içeriklerine karşı her türlü tedbir alınmalı ve yetkililer bu konuda teyakkuza geçmelidir.
Ailelerin çocuk gelişimi, dijital riskler ve davranış yönetimi konularında destekleneceği sürekli eğitim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Eğitimde şiddetle mücadelede olay sonrası müdahale yerine önleyici ve erken müdahale yaklaşımı esas alınmalıdır. Okul, sosyal hizmetler, sağlık ve güvenlik birimlerinin birlikte çalışacağı entegre erken uyarı sistemleri kurulmalıdır.
Öğretmenlerin sınıf yönetimi, kriz yönetimi ve şiddetle baş etme becerilerini güçlendirecek uygulamalı eğitimler yaygınlaştırılmalıdır. Öğrencilerin aidiyet duygusunu güçlendiren sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere önem ve ağırlık verilmelidir. Dijital ortamlarda şiddeti teşvik eden içeriklere yönelik daha hızlı ve caydırıcı düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Eğitimde şiddetle mücadele, okul merkezli ancak okul ile sınırlı olmayan, tüm kurumların sorumluluk üstlendiği bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
Rehber öğretmen açığı tamamlanmalıdır
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık uygulamaları, öğrencilerin akademik, psikolojik, sosyal, fiziksel gelişimlerinin desteklenmesi bakımından önem arz etmektedir. Bu hizmetler sayesinde okula devamsızlık ve okul terklerinin azaldığı; şiddet, akran zorbalığı, siber zorbalık ile madde ve teknoloji bağımlılığı gibi günümüz çocuklarının hayatlarında giderek artan sorunlara karşı profesyonel müdahalelerin etkili biçimde uygulanabildiği görülmektedir.
Bu doğrultuda her bir okulumuzda öğrencilerin, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine erişimleri sağlanmalıdır. Öğrenci sayılarına bakılmaksızın her bir eğitim kurumuna bir rehber öğretmen normu verilmeli, okullardaki rehberlik hizmetleri artırılmalıdır.
Eğitimde kadrolu istihdam esas olmalıdır
Mevcut eğitim sisteminin daha nitelikli hâle getirilmesinin ve okullar/bölgeler arasındaki kalite farkının kapatılmasının yolu, öğretmen açığının kapatılmasından ve sınıflarda sadece kadrolu öğretmenlerin bulunmasından geçmektedir.
İhtiyaç olmasına rağmen yeterli atamanın yapılmamasının, yeterli aday bulunduğu hâlde atamanın yapılarak ihtiyacın karşılanmamasının izahı bulunmamaktadır. ‘Önce eğitim’ iradesiyle çelişen bu duruma son verilmelidir. Öğretmen ataması, ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılmalı, emek sömürüsü niteliğindeki ücretli öğretmenlik uygulaması kaldırılarak, ücretli öğretmene ihtiyaç duyulan okul ve sınıflardaki öğretmen açığı, kadrolu öğretmen atamasıyla giderilmelidir.
Öğretmenlerin anayasal haklarını sınırlayan, aile bütünlüğünü bozan, öğretmenlik mesleğini ve öğretmenin itibarını zedeleyen sözleşmeli öğretmenlik uygulaması kaldırılmalı, sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmelidir. Sözleşmeli öğretmenlere, kadroya geçirilme sürecine ilişkin kalıcı bir düzenleme yapılması beklenmeksizin mazerete ve isteğe bağlı yer değişikliği hakkı başta olmak üzere kadrolu öğretmenlere tanınan haklar verilmelidir.
3600 ek gösterge sözü yerine getirilmelidir
Kamu personeli arasındaki çalışma barışının ve iş huzurunun sağlanması için, kamu personel rejiminde kademe/derece ilerlemesi ile ek göstergeyi irtibatlandıran bir süreç hayata geçirilmeli, her bir kadro ünvanının birinci dereceye yükselebilmesi sağlanmalı ve birinci dereceye erişen kamu görevlilerinin ek göstergeleri en az 3600 olmalıdır. Buna ilişkin toplu sözleşmede karar altına alınan yasal düzenleme çalışması ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Öğretmenlerin yer değişikliği sürecindeki aksaklıklar giderilmelidir
Öğretmen atama ve yer değiştirme iş ve işlemlerinde eğitim öğretim faaliyetlerini sekteye uğratacak düzeydeki tasarım eksiklikleri, öğretmenlerin yer değişikliği taleplerinin karşılanamamasına, mağduriyetlerin yanı sıra çalışma barışının bozulmasına ve motivasyon kaybına neden olmaktadır. Dezavantajlı ve elverişsiz şartların hüküm sürdüğü yerleşim yerlerinde görev yapan eğitim çalışanlarına yönelik gönüllülüğü esas alacak tedbirler alınmalı, makul ve kalıcı bir atama ve yer değiştirme sistemi kurulmalıdır.
Bakanlık, norm kadro esaslarının bölge/okul bazlı esnek hâle getirilmesi, kariyer basamaklarında pozitif ayrımcılık gibi uygulamaları bir arada yürütmek suretiyle esnek çözümler geliştirmelidir.
Resen atamalar tümüyle kaldırılmalıdır
Bakanlık, resen atamaların oluşturduğu sosyal maliyeti ve mağduriyeti görmelidir. Ailelerinden, evlerinden kilometrelerce ötedeki okullara ve ilçelere resen atanan öğretmenlerin bu mesafede seyahat etmelerinin hem zaman hem de maliyet bakımından ağır bir yük oluşturacağı, ulaşım süresinin uzunluğu nedeniyle aile hayatının sekteye uğrayacağı ve bu durumun aile birliğini fiilen zedeleyeceği unutulmamalıdır.
Geçen yıllarda norm kadro fazlası öğretmenlerin resen atama işlemlerine karşı açtığımız davalarda verilen kararların, kararlardaki gerekçelerin dikkate alınması, çok sayıda mağduriyetin önüne geçecektir. Bakanlık, resen atama işlemlerinde acele etmemeli, mağduriyetleri ve hak kayıplarını önleyecek tedbirler almalıdır.
İstihdamda güçlük çekilen bölgelerde cezbedici yöntemler hayata geçirilmelidir
Bazı bölgelerde kalıcı öğretmen istihdamının sağlanamamış olması, bölgeler arası başarı farkının ve eğitimde eşitsizliğin sebeplerinden biri olmaya devam etmektedir. Öğretmen açığını kapatmak amacıyla zorunlu hizmet yükümlülüğü ve üç yıl zorunlu çalışma süreli sözleşmeli öğretmen istihdamı getirilmiş olsa da bu uygulamaların soruna kalıcı bir çözüm getirmediği görülmektedir. Toplu sözleşme taleplerimiz arasında yer alan ‘eğitimcilere, zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapmaları hâlinde illerin mahrumiyet durumlarına göre yüzde 10 ila yüzde 90 puan arasında ilave özel hizmet tazminatı ödenmesi’ hem istihdamda zorluk çekilen bölgelerin eğitim çalışanı açığının kapatılması hem de bölgenin zorluğuna göre eğitim çalışanının yaşadığı mağduriyeti gidermesi bakımından elzemdir.
Eğitim kurumu yöneticiliği profesyonel bir meslek olarak yapılandırılmalıdır
Eğitim yönetiminde temel sorun, yönetici seçme ve atamada belirsiz ve kestirilemez politikaların izlenmesi, uzun vadeli bir perspektifin oluşturulamaması, neticede kalıcı bir modelin inşa edilememesidir. Bir eğitim kurumuna öğretmen olarak atanabilme yeterliliğine sahip olmak, o kuruma yönetici olarak atanabilmenin birinci şartı olmalı, eğitim kurumu yöneticiliği ikinci görev kapsamından çıkarılmalı, bu önemli vazife görevlendirme ile değil kadrolu olarak yürütülmelidir. Eğitim kurumu yöneticiliğine atama/görevlendirmenin yazılı sınav puanı ile nesnel kıstaslara dayalı mesleki çaba ve başarı ölçümü üzerinden gerçekleştirileceği bir sisteme ihtiyaç bulunmaktadır.
Ek ders esaslarındaki ücret dengesizliği giderilmeli, ek ders birim ücreti artırılmalıdır
Ek ders esaslarında ücret dengesizliğine ve mağduriyete neden olan hükümler, uzun bir zaman geçmesine rağmen hâlâ değiştirilmemiştir. 2006 yılından bu yana ek ders ücretlerine esas gösterge rakamlarında hiçbir değişiklik yapılmamıştır.
Öğretmenlerin branşlarına göre ek ders ücretlerindeki adaletsizlik, okul türlerine göre yöneticilere verilen ve izahı mümkün olmayan ek ders ücreti farklılıkları giderilmeli, ek ders birim ücretleri en az iki kat tutarında artırılmalıdır.
Öğretim yılına hazırlık ödeneği tüm eğitim çalışanlarına ödenmelidir
657 sayılı kanunun ek 32. maddesine göre ödenmekte olan öğretim yılına hazırlık ödeneği, öğretmenlerle birlikte eğitim öğretim hizmetlerinin yürütülmesinde emek sarf eden Millî Eğitim Bakanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatı kadrolarında görevli tüm hizmet sınıflarındaki eğitim çalışanlarına da ödenmelidir.
Görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavları yapılmalıdır
Son görevde yükselme sınavının yapıldığı 2026 Mart ayından bu yana sınav tarihinin üzerinden geçen zaman zarfında değişik sebeplerle görevde yükselme ve ünvan değişikliği kapsamındaki kadrolar açısından çok sayıda münhal kadro meydana gelmiştir. Yine 2021 yılından bu yana Bakanlıkça ünvan değişikliği sınavları yapılmamaktadır. Bu durum, görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavlarının gerçekleştirilmesi ve buna dayalı atamaların yapılması konusunda Bakanlık çalışanları arasında haklı ve yerinde bir beklenti oluşturmuştur.
Nitekim Eğitim-Bir-Sen olarak Kurum İdari Kurulu toplantılarında “Görevde Yükselme ve Ünvan Değişikliği sınavları ivedilikle gerçekleştirilmeli ve en geç iki yıllık periyotlarla yinelenmelidir” yönündeki talebimizi dile getirmiştik. Son Kurum İdari Kurulu Çalışma Raporunda talebimiz kabul edilerek gerekli çalışmaların Personel Genel Müdürlüğü tarafından başlatılması kararı alınmıştır. Bu nedenle, Millî Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında norm kadro açığı ile hizmet gereklerine göre belirlenen münhal kadrolar için görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavları açılmalı ve sınav takvimi ivedilikle ilan edilmelidir.
Hizmetli ve memurların mali hakları iyileştirilmelidir
Eğitim öğretim hizmetinin aksamadan yürütülmesi için emek sarf eden genel idare hizmetleri, teknik hizmetler, yardımcı hizmetler ve diğer hizmet sınıflarında çalışanların mali ve özlük hakları iyileştirilmeli; eğitim öğretim sınıfı çalışanlarına tanınan haklar kendilerine de tanınmalıdır. Bununla birlikte, yardımcı hizmetler sınıfı çalışanlarının görev tanımlarındaki belirsizlik ortadan kaldırılmalı; aşçılar THS’ye, bütün YHS çalışanları ise GİH sınıfına geçirilmelidir.
Hizmetli ve memur gibi personelin görev tanımları bulunmamaktadır. Hizmetli kadrosunda görev yapan eğitim çalışanlarının en önemli sorunu, çalışma saatlerinin belirsizliği ve yapmakla yükümlü oldukları işlerin net olarak tanımlanmamasıdır. Memur ve hizmetlilerin görev tanımları yapılmalı, “Yöneticilerin verdiği diğer görevleri yapar” şeklindeki ifadelerin yer aldığı mevzuat hükümleri değiştirilmelidir.
İkili eğitim yapan kurumlar başta olmak üzere, eğitim kurumlarında hizmetli kadrolarında görev yapanlar, haftada 40 saatin üzerinde çalışmasına rağmen, kendilerine fazla çalışma ücreti ödenmemekte; eğitim kurumunda çoğu durumda tek hizmetli olduğundan, personel yetersizliği gerekçe gösterilerek fazla çalışma karşılığı izin hakkından da faydalanamamaktadır. Personele haftalık 40 saati aşan çalışmalarının karşılığı fazla çalışma ücreti ödenmesi ya da personel yetersizliği gerekçesine sığınılmadan fazla çalışma karşılığı izin hakkından faydalanmalarının sağlanması yönünde düzenleme yapılmalıdır.
Şube müdürlerinin ve şeflerin sorunları çözülmelidir
Şube müdürü ve şefler başta olmak üzere, yönetim hizmetleri kadro grubuna, görev, yetki ve sorumluluklarının genişliğiyle uyumlu olmayan, yetersiz özlük hakları verilmiştir. Şube müdürleri ve şeflerin özlük hakları, sorumlulukları ekseninde iyileştirilmeli, rotasyondan kaynaklanan sorunlar çözülmelidir.
Eğitim-öğretim hizmeti sınıfı kökenli şube müdürlerine ilave özel hizmet tazminatı getiren düzenleme yerinde olsa da bu eğitim çalışanlarının kariyer basamaklarından faydalanamamaları nedeniyle uğradıkları kayıp ve mağduriyeti gidermemektedir. Öğretmen ünvanını ihraz etmiş bütün eğitim çalışanları kariyer basamakları kapsamında ünvan ve mali haklarını elde edebilmelidir.
İlave özel hizmet tazminatı düzenlemesinde GİHS kökenli şube müdürlerinin uğradığı mağduriyeti yargıya taşımıştık. Aynı işi yapan aynı ünvanlı personel arasında mali haklarda ayrımcılık ve eşitsizlik kabul edilemez.
Okullarda yardımcı personel sorunu palyatif çözümler yerine kadrolu istihdamla çözülmelidir
Eğitim öğretimin sağlıklı ve uygun bir ortamda yürütülmesi, ihtiyaçların yeterli ölçüde ve zamanında karşılanmasıyla mümkündür. Bu bağlamda okullarda temizlik, güvenlik gibi hizmetleri yürüten yeterli sayıda yardımcı personelin varlığı olmazsa olmazdır. Okulların yardımcı personel ihtiyacı kadrolu memur statüsünde personelle karşılanamadığından, vazgeçilemez nitelikteki hizmetler, okul-aile birlikleri tarafından yapılan veya İŞKUR yönetimindeki geçici istihdam programlarıyla yürütülmeye çalışılmaktadır. Ancak İşgücü Uyum Programı’nın (İUP) iş güvencesinden yoksun, adil ve yeterli bir gelir getirmeyen, sosyal güvencesiz bir çalışma biçimi olduğu; bu hâliyle okulların personel ihtiyacına kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm sunmadığı görülmektedir. Okullar açıldığı hâlde, çok sayıdaki okulun yardımcı personel ihtiyacı konusundaki belirsizlik giderilebilmiş değildir.
Sınıf ve öğrenci sayısı, personel sayısı, büyüklük gibi kıstaslar esas alınarak, ivedilikle her okula münhasır bir ödenek tahsis edilmeli; okulların yardımcı personel ihtiyacı ya doğrudan giderilmeli ya da bu konuda kaynak aktarımı yapılmalıdır.
Eğitim yöneticilerinin kariyer basamaklarına yönelik haklı ve yerinde beklentileri karşılanmalıdır
Millî eğitim uzmanı, bakanlık müfettişi, il millî eğitim müdürü ve yardımcısı, ilçe millî eğitim müdürü, araştırmacı, şube müdürü, eğitim müfettişi, eğitim müfettiş yardımcısı, şef ve eğitim uzmanı kadrolarında görev yapanlardan aranan hizmet süresini tamamlayanlara da uzman öğretmenlik, başöğretmenlik ünvanına dayalı haklar tanınmalıdır. Yine öğretmen ünvanını ihraz etmiş olmalarına rağmen fiilen öğretmenlik yerine başka görevlerde görevlendirilen öğretmenlerin de uzman öğretmenlik, başöğretmenlik ünvanına dayalı haklarını almaları sağlanmalıdır.
Proje okullarında yönetici görevlendirme ve öğretmen atama süreçleri mağduriyet üretmemelidir
Özel program ve proje uygulayan eğitim kurumlarına öğretmen ataması ve yönetici görevlendirme süreci Millî Eğitim Bakanlığı’nın takdirine dayalı olarak yapılmaktadır. Ancak, bu okullarda görev yapmakta olan çok sayıda öğretmen ve yönetici adayının tercihte bulunmasına rağmen söz konusu eğitim kurumlarına atamalarının ve görevlendirilmelerinin yapılmadığı görülmüştür.
Öğretmen ve yöneticilerin bahse konu okullarda görevlerini başarıyla yürütmelerine rağmen başarısızlık, yetersizlik ya da disiplin cezası gibi somut bir gerekçe ortaya konulmadan atama ve görevlendirme taleplerinin yerine getirilmemesi bir hak ihlalidir.
Bu sebeple görevleri sona eren öğretmen ve yöneticilerin atanacakları eğitim kurumlarının, tercihleri doğrultusunda belirlenmesi bu ihlalin önüne geçecektir. Proje okullarında takdir yetkisine dayanan tasarruflarla öğretmenler mağdur edilmemelidir.